ONLAR KANATSIZ MELEKLER

ONLAR KANATSIZ MELEKLER

11 Mart’ta açıklanan ilk koronavirüs vakasının ardından Türkiye de pandemi ülkeleri arasına girdi. O günden sonra halkımızın iyiliği için çalışan sağlık profesyonelleri, biz evlerimizde kendimizi izole ederken sahada canlarını dişlerine takarak görevlerine devam etti. Şimdi söz sırası onlarda... Bu süreçte yaşadıklarını, hissettiklerini gelin bir de onlardan dinleyelim.

Zozan Padel - Eczacı
“Ilk düşüncem ‘Ben ne yapabilirim?’ oldu”

2000’de Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra yedi yıl sektörün farklı alanlarında çalışan Zozan Padel, 2007’de serbest eczacılığa başladı. Padel, 2015’ten bu
yana İstanbul Eczacı Odası Yönetim Kurulu Üyeliği görevini de sürdürüyor. Koronavirüsün Türkiye’de görülmesiyle birlikte kendi hayatında da değişiklik olduğunu belirten Padel, “Nispeten daha şanslı bir gruptayım. İki kızım var ve pandemi ilan edildikten sonra onları anneannelerinin yanına gönderdim. Çünkü sağlık meslek çalışanı olarak eczacılara da çok büyük yük düşeceği öngörülebilir bir şeydi. Odamızın da yönlendirmesiyle, eczanelerimizde kendi önlemlerimizi aldık. Maske ve siperlikle çalışıyoruz. Güvenlik mesafesini korumak için bankolarımızın önüne şerit çektik, bekleme yerlerini işaretledik. Eczanesi nispeten daha küçük olan meslektaşlarımız ise içeriye sadece bir kişi alarak hizmet vermeye devam ediyor. İşin özeti, hem özel hayatımızda hem de eczanelerimizde kısıtlandık. Ancak bu bizi yıldırmayacak elbette. Pandemi son bulana kadar ilaç ve danışmanlık hizmetimize devam edeceğiz” diyor. 

“FİYAT ARTIŞININ NEDENİ ECZACILAR DEĞİL!” 

Pandemi ilanından sonra basında çıkan birçok haber, farklı talepleri de gündeme getirdi. Zozan Padel; maske, dezenfektan, eldiven ve kolonyaya yoğun talep olduğunu belirterek, şunları söylüyor: “Arz-talep dengesi bozulunca, özellikle üreticilerin bir kısmından kaynaklı fiyat artışı yaşandı. Merdiven altı ürün diye tabir ettiğimiz, ne olduğu belirsiz ürünler için bile eczanelerimize fahiş fiyatla ürün satmak için gelenler oldu. Ancak şunun altını çizmek isterim ki artan fiyatların sorumlusu eczacılar değildi. Eczanem Şişli’de, sosyokültürel düzeyi oldukça yüksek bir bölge. Hastalarıma fahiş fiyatların sebebini anlattığımda alıp, satmayın diyenler oldu. Ancak panik atak hastası da var, şizofreni hastası da... Tüm market ve eczanelerden kendisi almasın diye kolonyaların toplatıldığını düşünecek ve hastalığından dolayı atak geçirebilecek hastalarımız da bulunuyor. Sonuçta pek çok meslektaşım ya çok az ya da hiç karsız, geldiği fiyattan bu ürünleri hastalarımıza ve vatandaşlara ulaştırdı.” 

“BİRÇOK MESLEKTAŞIMIZ HASTALANDI”

Bu denli çok insana temas eden bir meslek grubu olunca koronavirüslü kişilerle karşılaşmak çok şaşırtıcı olmasa gerek. Padel, koronavirüs testi pozitif çıkan çok sayıda hastası olduğunu,
COVID-19 nedeniyle bir hastasını kaybettiğini ve o kişinin eşinin de hastanede tedavi gördüğünü belirterek, “Özellikle nöbetlerde, testi pozitif çıkan hastalar ilaçlarını bir an önce temin

etmek için eczanelerimize geliyor. Henüz eczane çalışanlarımdan enfekte olan biri yok ama sadece İstanbul’da üç eczacımızı ve bir eczane çalışanımızı kaybettik. Birçok meslektaşımız ya da çalışanı
koronavirüs pozitif test sonucuyla karantinada kaldı, birçoğu da hastanede tedavi oldu” diyor.

“HASTA SAYISININ ARTIŞI, KALİTELİ HİZMET VERMEYİ ZORLAŞTIRIR”

İçinde bulunduğumuz durum herkes için çok zor. Hele bir de dışarıda, hastalık riskinin en yoğun olduğu alanda olduğunuzu düşünün! Zozan Padel’e bu süreçte neler hissettiğini sorduğumuzda, bir histen çok “Salgını kontrol altına almak için ben ne yapabilirim?” sorusunu kendine sorduğunu belirtiyor: “Aslında tüm sağlıkçıların böyle düşündüğüne inanıyorum. Başlarda, sokağa çıkma
yasağı uygulamaya geçmeden bile eczanemin olduğu semtte dışarıdaki yaşlı hastalarımı görünce, evlerine gitmelerini söylüyordum. Eczanede de zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayın diyorduk. Bizi yanlış anlayanlar oldu elbette. O kadar ilaç aldım, beni eczanenizden kovuyorsunuz diyen bile
vardı. Ama biliyordum ki bir anda ne kadar çok hasta oluşursa, hastanelerde canla başla çalışan hekimlerimizin, hemşirelerimizin, hastane personelinin iş yükü o kadar artacak ve hasta sayısının
çokluğundan dolayı herkese aynı hizmeti veremeyecekler. İtalya’da olan buydu mesela…” diyor.

Alev Yazıcı - Hemşire
“Adeta bir aile olduk”

2015’te Maltepe Üniversitesi’nden mezun olan Alev Yazıcı, o tarihten bu yana Acıbadem Kadıköy Hastanesi’nde görev yapıyor. Yaklaşık dört yıldır da klinik eğitim hemşiresi olarak yatan hasta katında mesleğini sürdüyor. Yazıcı, dünyada başlayan ve ülkemize ne zaman geleceği henüz belli değilken dahi hastane olarak gerekli tedbirleri aldıklarını belirterek, “COVID-19 tanısı alan hastalarımıza bakım verirken nelere dikkat edeceğimiz, bulaştan nasıl korunacağımızla ilgili birçok
eğitim aldık. İlk vakaları almaya başladığımızda hemşire, hekim, yardımcı personel ve diğer sağlık
çalışanları olarak hepimizin gözlerinde endişe vardı. Çünkü birçok ülkeden yayınlanan videolar, sosyal medyada rastladığımız inanılmaz olaylar ve görüntüler çok korkunçtu. Kurum olarak, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan rehberleri takip ederek gerekli tedavi ve bakımı sağlamaya başladık. Çalışma düzeni ve saatleri değiştirildi, ön safhalarda olan hemşirelerin dinlenmesi gereken zaman dilimleri ayarlandı ve kendilerini izole etmeleri için gerekli önlemler alındı” diyor.

“HASTALAR ENDİŞE VE KORKU YAŞIYORDU”

Bu hastalığın ülkemize gelmesiyle birlikte ilk hastalar sağlık kurumlarına başvurdu. O dönemde hastaların endişe ve korku yaşadığını, bir daha iyileşemeyeceğini düşünerek umutsuzluğa kapıldığını söyleyen Yazıcı, şöyle devam ediyor: “Benim için en korkunç olanı ise hastalığın bulaşmaması için ailelerinden, arkadaşlarından, sevdiklerinden kopuyor olmalarıydı. Onları o kadar
iyi anlıyorum ki... Bu süreçte onların hem evladı, hem arkadaşı, hem ablası, hem kardeşi olduk... Adeta bir aile gibiydik.”

“HEPİMİZ TEDİRGİNDİK”

Koronavirüse karşı en riskli gruplardan biri de hemşireler... Ne yazık ki bu süreçte birçok sağlık çalışanı yaşamını yitirdi. Bu durumun duygusal açıdan olumsuzluk yarattığını, sonuçta 7/24 hastalarla birlikte olduklarını vurgulayan Yazıcı, “Sadece bende değil, tüm arkadaşlarımda tedirginlik vardı. Sürecin nasıl yönetildiği konusunda sürekli bilgi akışı sağlayarak, korunma
yöntemlerimizin eksiksiz olmasına özen gösterdik. Bu dönemde koronavirüs pozitif bir arkadaşımız oldu ama şanslıydı, hafif semptomlarla hastalığı yendi” diyor.

“ONLARI KORUDUĞUMUZU DÜŞÜNEREK MOTİVE OLUYORUZ”

Görev yaparken, rehberler doğrultusunda giysi, eldiven, FFP3 maske, siperlik, el dezenfektanı, ayak koruyucu, koruyucu gözlük, boyun kapatıcı bone gibi koruyucu ekipmanlarla gerekli tüm önlemleri
aldıklarını belirten Alev Yazıcı, kurumun onlara sağladığı imkanlar doğrultusunda kendilerini mesai dışında da izole ettiklerini söylüyor: “Bu tedbirler, kendimizi daha iyi hissetmemizi sağladı.
Ailemizden ayrı olduğumuz için üzülsek de onları koruduğumuzu düşünerek motive olduk.”

“BİRİLERİNE UMUT OLMAK ÖYLE GÜZEL Kİ...”

Dünyada koronavirüs öncesi ve sonrası olmak üzere iki farklı yaşamdan söz ediliyor. Değişen dünya düzeni, yaşam şartları gibi... “Sizin hayata dair düşünce ve beklentilerinizde değişiklik oldu mu?”
diye sorduğumuz Alev Yazıcı, şöyle konuşuyor: “Bu süreçten çıkaracağımız dersler çok... Kesinlikle sağlık sektörüne büyük ölçüde önem verilmesi gerektiğini gördük. Bir kez daha hemşire olmaktan
gurur duydum. Birilerinin sağlığına dokunmak, onlara umut olmak, onların ailesi olmak o kadar güzel ki...”