Sinema - After The Wedding - Geçmişin Sırları

Sinema - After The Wedding - Geçmişin Sırları

Son dönemlerde Amerikan filmlerinin bir bölümünü uyarlamalar oluşturuyor. Bu bazen bir kitaptan uyarlanarak bazen dedaha önce çekilmiş bir filmin, yeniden çekilmesi şeklinde oluyor. İkinci gruptaki After the Wedding, 2006 Danimarka yapımı “Efter Brylluppet”in Amerikan uyarlaması. Hikayesi, Anders Thomas Jensen ve Susan Bier’e ait olan Efter Brylluppet’in yönetmenliğini de Bier yaparken, filmin başrollerini Mads Mikkelsen, Sidse Babett Knudsen, Rolf Lassgård paylaşıyor. Film, ilk gösterimini Toronto Film Festivali’nde yapmanın yanı sıra Roma Film Festivali’nde, AFI Fest’in seçkilerinde yer aldı ve 2006 yılında Danimarka adına Yabancı Dilde En İyi Film Oscar adayı oldu. Bu ay Türkiye’de vizyona giren After the Wedding ise ilk gösterimini Sundance Film Festivali’nin açılış gecesinde yaptı. 


Filmin başrollerini Michelle Williams, Billy Crudup ve Julianne Moore üstlenirken, senarist ve yönetmen koltuğunda Moore’un eşi Bart Freundlich oturuyor. Bu film, Moore ve Freundlich’in birlikte çalıştığı dördüncü film. İkili daha önce Freundlich’in ilk filmi “The Myth of Fingerprints” (1997), “World Traveler” (2001) ve “Trust The Man” (2005) filmlerinde de birlikte çalışmışlardı. Efter Brylluppet/ After the Wedding, büyük miktarda bağış yapmayı düşünen bir şirket sahibinin, fakir bir ülkede yetimhane işleten bir karakteri neden o kurumu desteklemesi gerektiğini anlatması için yaşadığı şehre çağırmasını ve karar verme sürecindeyken kızının düğününe davet etmesinin ardından yaşananları konu alıyor. Danimarka yapımında şirket sahibini Jörgen Lennart Hansso (Rolf), yetimhane işletmecisini Mads Mikkelsen (Jacop) oynarken, Amerikan versiyonunda

medya şirketi sahibi olarak Julianne Moore (Theresa), yetimhane işletmecisi olarak Michelle Williams (Isabel) yer alıyor. İki film arasındaki en büyük fark, hikayenin ana

kahramanlarının erkekler yerine kadınlar olması. Freundlich bu değişikliğin anlatıyı nasıl

değiştireceğini düşündüğünü söylerken, birçok şeyin değiştirilmesine gerek olmasa da bazı şeylerin değişiklik gerektirdiği ve bunu sosyolojik bir deney olarak gördüğünü

söylüyor. 


Danimarka yapımında birkaç homofobik ifadenin yanında başroldeki kadın karakterin daha geleneksel olduğunu görüyoruz. Daha güçlü kadın karakterlerin yer aldığı filmlerin artmasından mı bilinmez, Amerikan yapımında Theresa hem zengin ve başarılı bir iş kadını hem de iyi bir insan, eş ve anne. Peki Theresa gerçekten o kadar iyi mi yoksa Isabel ona güvenmemekte haklı mı? Isabel Kalküta’da yetimhanede kalan çocukların temel ihtiyaçları hakkında Theresa ile konuşurken Theresa, düğünde verilecek yemekte ıstakoz mu karides mi olacak gibi birinci dünya problemleriyle de aynı anda ilgilenir. Yetimhane için yardım, filmin asıl hikayesinin ortaya çıkmasını sağlıyor. Isabel, düğünde Theresa’nın kocası Oscar’la karşılaştığında ikisi arasında önceden bir şeyler olduğu açık bir şekilde anlaşılıyor. Ancak Theresa’nın Isabel’i New York’a bunu bilerek mi çağırdığı yoksa tüm bu olanlar tesadüf mü sorusu filmin sonunda bile cevaplanmıyor. 


Filmin yarısına geldiğimizde -ki bu düğünün hemen ertesi günü oluyor- Isabel ve Oscar arasındaki ilişkinin ne olduğu anlaşılıyor ve sürüncemede bırakılmadan filmdeki diğer karakterler de bunu öğreniyor. Her şey çözüldü şimdi neolacak dediğimiz yerde filmin ikinci ve asıl dönüm noktası açığa çıkıyor: Theresa’nın Isabel’in New York’ta kalma süresini uzatmaya çalışmasının nedeni.


Julianne Moore, Efter Brylluppet’i izlediğinde Jörgen Lennart Hansso’un yatak odasında eşiyle konuştuğu sahnedeki oyunculuğundan çok etkilenmiş ve böyle bir rolde yer almak istemiş. Filmin yönetmeni de kocası olduğu için o rolü alması pek zor olmamıştır. Tabii ki kendisine haksız etmemek gerekir. O etkilendiği sahnede, en az Jörgen Lennart Hansso kadar, hatta daha iyi bir performans ortaya koyduğu söylenebilir. “Still Alice” (2014) filmiyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Golden Globe, BAFTA, Screen Actor’s Guild ödülünü ve Oscar’ını alan Moore, bu rolüyle 5.kez Oscar’a aday olur mu bilinmez ama Gloria Bell’deki performansıyla aday olacağına kesin gözüyle bakılıyor.


Çıkışını “Dawson’s Creek” dizisi (1998-2003) ile yapan Michelle Williams, kendisini film yıldızına dönüştüren “Brokeback Mountain” (2005) ile ilk Oscar adaylığını kazandı. “Blue Valentine” (2010), “My Week with Marilyn” (2011) ile ve son olarak da “Manchester by the Sea” (2016) ile Oscar adayı olan Williams’ın henüz Oscar’ı bulunmuyor. Bu film ile Oscar adayı olacağı düşünülmeyen aktrisin son oynadığı “Venom” (2018) ve “I Feel Pretty” (2018) de ona uymayan rollerde karşımıza çıkmış ve performansı harcanmıştı. Beyaz perdeye ilk çıkışı 1994’te çekilen ama 1997’de vizyona giren “Grind” ile yapan Billy Crudup; ülkemizde Suskunlar olarak dizi

uyarlaması olan ve Kevin Bacon, Brad Pitt, Robert De Niro ile başrolleri paylaştığı “Sleepers” (1996) filminde yer aldı. 2019 yılında Apple Tv Plus’ın ilk dizisi olan ve başrollerinde Jennifer Aniston, Reese Witherspoon ve Steve Carell’ın yer aldığı “The Morning America” dizisinde oynayan oyuncuyu aynı zamanda Richard Linklater’in yönettiği, Cate Blanchett’in başrolünde yer aldığı “Where’d You Go Bernadette” filminde de görebilirsiniz.


Karakterleri tanıyana kadar hikayenin ilk dönüm noktasına gelinen After the Wedding hakkında yönetmen Bart Freundlich, yeniden uyarlamak için filmin İngilizce olmaması ve sadece rollerdeki cinsiyetin değiştirilmesinin yeterli bir sebep olmadığını ve bunun çok Hollywoodvari olduğunu söylerkeneleştirmenlerin çoğu da, ortaya çıkan sonucun orijinal filmin gereksiz bir uyarlaması olduğunu düşünüyor. Fragmanında vaat ettiği psikolojik gerilimi de veremeyen film, Türkiye izleyicisinin pek de yabancı olmadığı hikayesiyle pembe dizi kıvamında bir proje olarak tanımlanabilir.